You are currently browsing the category archive for the 'Denemeler' category.
Herkese merhabalar . Sonunda bende uzun suredir bekledigim tatile girmis bulunmaktayim . Yazilarimim pek cok okuru oldugu soylenemez ancak yazmaya geri dondugum icin kendimi biraz mutlu hissediyorum .Neden bilmiyorum , yazdigim hicbir konuda birseyler bildigimi iddaa edemeyecegim halde beni ve bildigim kadari ile bircok insani rahatsiz eden konularda fikrimi soylemek beni inanilmaz rahatlatiyor.
Oncelikle secim sonrasi dikkatimi en cok ceken konu olan Anayasamiz hakkinda birseyler soylemek istiyorum . Sanirim Anayasamizin degismesini dusunen insanlarin sayisi gayet fazla .Ben degismeli mi degismemeli mi bilmiyorum .Cunku eksikleri neler , fazlalari neler , demokratik ya da demokratik olmayan yonleri neler onlari da bilmiyorum . Bugune kadar oturup okuma firsati bulamadim diyip kendimi kandiriyorum ama okuyamadim. Bildigim kadariyla 1924 den de bu yana ustune birseyler eklenerek , cogu zaman degistirilerek bugunlere geldi . Sanırım 1982 nin izlerini tasidigi icin genel olarak bazi hususlarin degismesi gerekli oldugu soyleniyor.
Anayasamizla ilgili bildigim sey , umarim dogrudur , oznesinin ‘biz’ olmadigidir. Yani bilmeden yanlis yapmak istemiyorum ama biraz ‘emir ‘ yargilari iceren cumlelerin oldugudur . Aslında cok da beklenmedik bir durum olmasa gerek . Ancak bence bir ulkenin anayasasi ozne olarak ‘biz’ icermelidir . Ozellikle demokratik ,sosyal , laik ve hukuk devleti olan ulkemizde bence bu bir gereksinimdir. Yuce meclis catisi altinda hazirlanan anayasisin oznesinin ‘biz’ olmasi kadar da dogal birsey de yoktur galiba .
Temmuz 2007 secimlerinden %46,7 lik basari ile cikan AKP hukumeti icin anayasa degisim surecinin , Turkiye nin kaderini etkileyecek ve gelecek gunlerin kaderini belirleyecek en onemli sınavlardan biri oldugunu dusunuyorum . Herzaman demokrasiden bahseden AKP nin , ellerindeki bu cogunlukla cok guzel bir anayasa hazirlamalarini bekliyorum daha dogrusu umuyorum. Temsil oraninin gayet yuksek oldugu bu meclis in bu konuda gayet basarili bir sekilde calisacagini dusunuyorum .
Ancak burada deginmem gerekn bir konu var . Sayin Üskül ün yaptigi aciklamalari tamamen okumayıp, dinlemediysem bile , genel hatlari ile degerlendirdigimi soylemek istiyorum ve bu ortamda yaptigi aciklamanin iki acidan yanlis oldugunu dusunuyorum .
Birincisi , bu aciklamalarin ben oncelikle biraz ‘reklam koktugunu ‘ dusunuyorum . Bu aciklamalarin arkasinda kendini partiye kabul ettirme , parti teskilatinda goze girme , parti cevrelerince kabul gorme , ve tabana yonelik onaylanma isteginin oldugunu goruyorum . Belkide de yaniliyorum olabilir . Ancak partiye yeni katilan insanlarin ‘ uvey evlat ‘ konumuna dusmemek icin yaptiklari calismalara benzetiyoum bu tarz aciklamalari .
Demokratik anayasaya sahip olma istegi bizleri su an ki anayasamizi degistirmeye iterken , acaba su an ki anayasa da Ulu Önder Atatürk ve Türk Milleti nin 6 ilkesinden baska degistirilmesi gereken hicbir sey yok mu su an acaba? Insan haklari , sosyal sigortalar , dusunce ozgurlugu … ve bu gibi konulardaki onca eksik ya da tartisilan konu duruken birden hemen daha secimin iki gun sonrasi 6 ilkenin dile getirlimesi bence demokratik anayasa isteginden dogmus olamaz .
Bugun bu 6 ilkeyi anayasamizdan kaldirsak acaba anayasamiz hemen cok demokratik bir anayasa haline mi gelecek… Bence hayir ustelik sundan da eminim ki , ne kanunlardaki aciklar , ne antidemokratik yaklasimlar , ne insan haklari ile ilgili kisimlar sayin Üskül un aklindan bile gecmedi bu aciklamalari yaparken .
Ikincisi , ulkedeki her iki secmenden birisi istikrari tercih etmisken , bu aciklamalar da iskirari saglamaya yonelik hicbir calisma goremiyorum . Bence bugun Türkiye nin tartisilmasi gereken acilen mudahale edilmesi gereken bircok onemli konusu var . Ben politikacilardan soz degil icraat bekliyorum ve bircok insanda boyle dusunuyor . Zaten AKP nin secimdeki en buyuk kozu , yaptiklarini soyledilerini icraatleri degil mi ?
Ben kendini muhafazakar demokrat diye tanimlayan bir partinin , secimlerde yaklasik %50 secmeni kendi etrafinda toplayan bir partinin , bu anayasa calismlarindaki performansini cok merak ediyorum . Dusunuyorum ki , AKP uyelerinin ortami gericek aciklamalardan ziyade anayasa ekleyecekleri biz oznesiyle ve Cumhuriyetimiz in temel niteliklerini koruyacak, onlari saglamlastiracak, sozde degil ozde bir hale getirecek adimlar atmalariyla bu ulkedeki insanlarin ,onlara oy veren vermeyen herkesin guvenini biraz daha kazanacaklar. Bu tarz girisimler ulkenin istikrarina ve refahina daha cok katkida bulunacaktir .
Not: Arkadaslar lutfen yazimi okuduktan sonra sinirle yargilamadan once benim cahil bir insan oldugumu dusunun ve beni kirmadan bildiklerinizi de bana anlatirsaniz ya da dusunduklerinizi benimle paylasirsaniz hem benim yazma sevkimi kirmamis oluruz hemde bilmedigim ya da daha once hic dusunemedigim bakis acilarinizi gostemis olursunuz . ilginizden dolayi tesekkur ederim .
Türkiye bir ülke için hiç yaşanmaması gereken durumu yaşıyor… İktidar ile ordu arasındaki güvensizlik zirveye tırmanıyor.
Dün Almanya’nın ünlü Suddeutsche Zeitung gazetesinde yayımlanan, Türkiye’de kimi gazetecilerin görüşlerinin de aktarıldığı yorumda, TSK’nın sınır ötesi operasyonu halkın gözünde iktidarı korkak göstermek için istediği iddia ediliyordu. Türkiye’de çok sayıda gazete yazarı da buna benzer düşünceler içinde.
Geçenlerde bir sağcı gazete yazarı Güneydoğu’da hiç rütbeli askerin ölmemesini tuhaf bulduğunu yazdı. Bir iki gün sonra patlayan mayın bir yarbay ile bir binbaşıyı şehit etti. Kimi AKP yanlısı yazarlar Ulus’taki patlamayı derin devletin düzenlediğini iddiaya kadar götürdü işi…
AKP ve yandaşı gazeteciler bir yandan askerin Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmak istediğini yazarken bir yandan da halk arasında TSK’ya karşı güvensizlik yayıyor.
Tayyip Erdoğan ne diyor:
“Türkiye’deki 5 bin terörist halledildi mi ki Kuzey Irak’taki 500 taneyle uğraşalım.”
Buyurun size hem sınır ötesi operasyon isteğine karşı ayak sürüyen hem de askeri küçük düşürmeyi amaçlayan bir cevap.
Askerler yurtdışı operasyon kararlılığında olabilir veya olmayabilir. Bu izni öncelikle karşı tarafta caydırıcılık yaratmak için istiyorlar.
Ama zirvedeki çatlak yüzünden Türkiye bu caydırıcı gücünü kaybediyor. Tehlikeli bir çıkmaza ilerliyoruz…
Soru: Şehitleri siyasileştirmek doğru mu?
Soruya soru: Şehitler, kimi siyasetçiler yüzünden şehit olmuyor mu?
Haldun Ertem
Uçuyorsan ağaç dik Taşımacılık firması TNT Ekspres, çevre konusunda içten bir duyarlık gösteriyor. Dikkat çekecek ilginç uygulamalara girişiyor…
Örneğin… TNT Ekspres Türkiye çalışanlarının yaptığı uçuşlar nedeniyle çevreye yayılan karbondioksit emisyonuna karşılık ağaç dikiyor… O nasıl oluyor diyeceksiniz…
Firmanın çalışanları Ocak 2007′den bu yana ne kadar uçuş yapmışlar? Bu ortaya çıkarılıyor. Sonrası şöyle hesaplanıyor:
Bir ağaç hayatı boyunca 1 ton karbondioksit emiyor. Bir uçakla 2 saat seyahat yaparsanız, uçaktan 1 ton karbondioksit gazı salınmış oluyor. Bu uçuş 2 – 10 saat arasında olursa 2.6 ton, 10 saati geçerse 5.1 ton karbondioksit salınıyor. 2 saatlik uçuş için 1, 2 ile 10 saat arası uçuşlar için 3 ağaç dikiliyor. Nereye mi? TNT Ekspres’in Gebze’deki ormanına… Ağaç sayısı 800′ü bulmuş. Dışarıdan da isteyenler ormana ağaç dikebiliyor…
Hükümet şehit cenazelerindeki protestocuları takibe almış… İşe bakın, askerin kanını dökenleri takip edeceklerine şehide gözyaşı dökenleri takip ediyorlar.
Ahmet Nedim
Sümerbank notları Mehmet Altun gönderdiği mektupta Ege Bölgesi’ndeki bazı Sümerbank fabrikalarının öykülerine yer vermiş. Özetleyerek aktarıyoruz:
10 Mayıs tarihli yazınızda siz Manisa Sümerbank arazisinin talanını anlatırken aynı günlerdeki gazeteler İzmir Basma Sanayii’ne ait makine parçalarının çalındığı haber veriyordu… Fabrikanın sahibi olan İzmir İl Özel İdaresi, bekçi bulundurmasına rağmen hırsızlıkları önleyemedi.
Bunun üzerine daha önce “Sanayi Müzesi” yapılması kararlaştırılan fabrika şimdi satılmayı bekliyor.
… Nazilli Basma Sanayii’ni kiralayan işletme, fabrikanın makinelerini yenileyeceğiz bahanesiyle TIR’lara yükleyerek kaçırıyor, hurdacılara satıyor. Fabrikanın sahibi olan Adnan Menderes Üniversitesi, olayla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundu ama sonuç alamadı. Denizli Sümerbank’ın çeşitli maceralardan sonra özelleştirilip Global Holding’e satılması, hemen ardından fabrikanın kapatılarak arazisinin inşaata açılması bir başka talan.
Bütün bunlardan sonra gelelim yüzümüzü güldüren tek Sümerbank öyküsüne… Sümerbank İzmir Basma Sanayii, şehrin tam göbeğinde, 165 dönümlük arazisi, katrilyonlarla ifade edilebilecek değeriyle pek çok kişinin ağzını sulandırıyordu. Ancak 19. dönem İzmir İl Genel Meclisi’nin DSP Grubu ve Rahşan Ecevit’in büyük destekleriyle bu kişilerin hevesleri kursaklarında kaldı. Fabrika, İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis edilerek kamunun hizmetine sunuldu.
Hayırsever hemşerilerimiz Salih İşgören ve eşi Nevval Hanım’ın 20 milyon doları aşan yardımlarıyla burası şimdi “Eğitim Kampusu” haline getiriliyor.
Neler mi yer alacak kampusta? İki adet 300′er kişilik öğrenci yurdu, Anadolu Güzel Sanatlar Meslek Lisesi, Sosyal Bilimler Meslek Lisesi. Bu okullarda toplam 3 bin halk çocuğu eğitim görecek. Asıl önemlisi, alanın sosyal dokusu korunarak 17 adet amfitiyatro yapılacak.
Adeta çölde bir vaha oluşturulacak.
Habur Sınır Kapısı’na 40 metre yüksekliğinde 54 metrekarelik bayrak dikilmiş…
Kapıda trafiği biraz yavaşlatsak karşı taraf ne dediğimizi daha iyi anlar!
not: Melih AŞIK 14.06.2007 tarihli milliyet deki yazısı
Bugünlerde televizyon izliyor musunuz ? Tatilde olduğum için ben sabahtan akşama kadar televizyon izleme şansı buluyorum. Emin olun şansımı iyi de kullanıyorum. Bu yazımı televizyon programları hakkında yazmak istiyorum.
Beni televizyon programları hakkında yazmaya iten şey nedir diye merak edenleriniz varsa hemen açıklayayım. Benimle beraber tv kanallarıda sezon tatilinde oldukları için ne yazik ki butun kanallar eski ve tozlu bantlarını tekrar raflardan indirdiler desem yeridir.Şöyle hızlı bir zapla gördüklerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Hemen hemen bütün kanllarda eski dizi furyası hızla devam ediyor. Bir İstanbul Masalı, Asmalı Konak, Çicek Taksi, Kuzenlerim, Cennet Mahallesi (eski bolümler) vs… saymakla bitmeyen eski dizi furyası devam ediyor. Aslında bu normal gibi gorünen bir olay. Tatil sezonu o yüzden tv izlenme oranları düşük ve yeni yapımların yeni sezona ayrılması. Bunlar mantıklı sebepler olabilir ama bir yere kadar bence. Çünkü tatile giden ya da tv izlemeyen insanlar kadar yaz tatili boyunca tv izleyen tatilini evde geçiren insanlar da var.
Hiç mi birşey yapılmıyor? Hayır , kimseye haksızlık yapmak istemem . Yaz sezonu boyunca harıl harıl çalışan produktörlerde yok degil. Yeni projelerde çıkmıyor degil hani ama sayıları kısıtlı . Hangi kanalı açsak miladi tukenmis diziler tekrar tekrar oynatılıyor. Tabii bazılarına kolay geliyor eski bi kaseti koy videoya oynasın dursun ne olsa birileri izler.
Takip edebildigim kadarıyla bazı Avrupa ve Amerika kanalları bu konuda daha farklı davranarak sezon içi calışmalarını pek yavaşlatmadan yaz sezonunda da iyi işler çıkartıyorlar.Bu değerlendirmem yalnızca diziler ya da filmler için değil tabii ki haber bültenleri konusunda da aynı fikirdeyim. Şöyle ki aynı haber bültenlerini izlemiyoruz tabii ki ancak aynı haberleri izliyoruz sabahtan akşama kadar. Örneğin sabah haberlerinde ne varsa akşam haberlerinde de aynen geçiyor.Ben bir gün boyunca haberlerin aynı kaldığına inanmıyorum.
Bakın taraflı bir yazı olmuş olabilir. Ama şunuda belirtiyorum bunlar benim şahsi fikirlerim. Yinede yaz boyunca da televizyon izleyenler olduğu düşünülmelidir bence. Televizyon kanalları, yaz sezonunu kalite düşürme , tembellik sezonu olarak görmemelidirler çünkü o esnada bir sürü insana saygısızlık etmekdedirler. Ben bi tv izleyecisi olarak tv kanallarından ve produktörlerden daha kaliteli, yeni ,etkileyici programlar istiyorum yaz sezonu için. Bence ne olursa olsun yaz sezonu dizilerin eski bölüleri sezonu olmamalıdır . Böyle oldugu sürece izleyici profili değişecek gerçek kaliteli programlar artık yavaş yavaş izleyicisini kaybedecektir. Çünkü halkımız herhangi bir programa alıştığı zaman sorgusuz sualsiz peşinden gitmektedir.( bakınız BBG , Gelinim Olur musun vs… )
![]()
Bu yazıya aslında hiç hazırlanmadan başladım. Haberlerde şu an yazacaklarımla ilgili bir haber izledim ve o anda şimşekler çaktı beynimde desem yeridir. 17 agustos tarihinin özellikle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlari için önemi vardır. Çünkü bundan tam 7 yıl önce çok vahim bir gerçekle karşılaştık o gün. Doğa bize her zamanki gibi dersimizi vermişti. Bu dersin sonuçları çok agır olmuştu.
Öncelikle 17 Ağustos depreminde hayatını yitirenler için Allah’tan rahmet dileyerek ve ailerine başsaglığı dileyerek başlamak istiyorum .Evet 17 Ağustos bizim için çok acı bir gündür. Ülke olarak gayet ağır bir sınavdan geçtik. Deprem sonuçları itibari ile de yıkıcılığıylada büyük bir depremdi . Türkiye tarihinin önemli depremleri arasında yerini aldı . Hatta bu deprem Richter ölçegi degerlerine göre 7,4 lük derecesi ile son yıllarda yurdumuzu etkileyen en büyük depremdir.
![]()
Bu yazımda 17 Ağustos depremine baska bir açıdan bakmak istiyorum . Hertürlü doğal afet (sel, deprem, toprak kayması…) insanlık tarihinde büyük kayıplara yol açmakla beraber insanlığa doğayla savaşma yeteneği ve her savaştan sonra gerçek ve önemli tecrübeler sağlamaktadır. Dünyanın her ülkesinde her karış toprağında bu tür olaylar meydana gelmektedir ki bu olayları önceden durdurmak veya tahmin etmek büyük ölçüde olanaksızdır. Ancak önemli nokta şudur ki: bazı şeylerin engellenememesi onlara karşı bazı önlemler almamızı engellemez.
Varmak istediğim nokta ise şu: ülkemiz deprem kuşagında olmasına karşın ve gelecek 30 yıl içinde büyük bir deprem olma ihtimalinin % 60 olduğu gerçeginin tam ortasında olmamıza rağmen ve üstüne 7 yıl önce gayet yıkıcı bir deprem yaşamamıza rağmen bugün hala gerekli önlemlerin alınmadığı gözlenmekte ve insanlarımız canları çok büyük tehlikelere atılmaktadır.
Bu noktada ülke olarak başımıza bir iş gelmeden önlemler almadığımızı ve hep iş işten geçtikten sonra vah tuh dediğimizi hatırlarmak isterim.
Gelişmiş ülkeler bu konularda bizden daha önde oldukları için biz onlara gelişmiş ülkeler diyoruz. Bu yüzden insanların yaşam standartları bizimkine oranla daha yüksek.Örneğin, Japonya bizden daha tehlikeli bir deprem kuşağı üstünde bulunuyor ve bizden daha çok deprem yaşıyor. Ancak istatistiklere bakıldığında aynı büyüklükdeki deprem sonuçlarının bizde daha yıkıcı ve ölümcül olduğu açıkca görünmektedir. Peki neden ? İşte olayın sırrı burda yatmakdatır. kimse bu sorunun cevabını araştırmıyor. Tabii ki araştıranlarda var ancak onlarda bir şekilde engelleniyor çünkü birilerinin çıkarları zarar görüyor bu tür araştırmalar yüzünden. Ancak şu gerçek unutulmamalıdır ki : toplumun kaderini, geleceğini etkileyecek oyunlar oynayanlar bunun sonuçları ile ergeç yüzleşecekler. Şimdi tekrar asıl konumuza dönelim.
Peki neden ? Soru bu ve aslında cevabın ve çözümün kendisi de bu .Eğer bugüne kadar yaşadığımız birkaç olayldan dersler almış olsaydık, belki de daha acı olaylarla karşılaşmak zorunda kalmazdık. Örneğin deprem gerçeğini kabul eden Japonya ona karşı gelmek yerine onunla yaşamayı ögrenmiş ve ve bu tekniklerini günlük hayata entegre ederek depremlerin hazin sonuçlarının min seviyeye çekmiş ve hala çekmeye devam etmektedirler. Esnek bina kavramı Japonlar tarafından deprem sayesinde ortaya çıkarılmıştır ve bu esnek binalar deprem sırasında yıkılmayıp , esneyerek birçok insan hayatı kurtarmıştır.
Bugün bilimadamları üzerinden 7 yıl gibi önemi bir süre geçmiş olmasına rağmen 17 Ağustos depreminin sonuçlarını iyi bir şekilde analiz yapılmadığından ve gerekli önlemlerin alınmadığından şikayetçilerdir.İstanbul Valisi Muammer Güler , şehrin yeniden yapılanması gerektiğini söylerek olayın ciddiyeti konusunda bir fikir vermiştir.
Evet 17 Ağustos depremi Türkiye nin yüzleşmesi gerekn önemli bir gerçektir.Tabii ki acılarımız dinmedi . Birçok kardeşimiz, dedemiz, annemiz, babamız hayatını kaybetti onları unutmayacagız. Ama artık geriye bakmanın pek bi faydası yok bize . Önümüze bakıp bu olaylardan ders almasını bilmeliyiz . Derslerimizde çıkarımlar yaparak gerekli önlemleri almalıyz , gerekli çalışmaları yapmalıyız ki bir daha annelerimiz kardeşlerimiz dedelerimiz ölmesinler. İnsan hayatı bu kadar olduğu kadar ucuz olmamalıdır. Yaşam standartları bu kadar düşük olmamalı ve bizler bunun olmaması için birşeyler yapmalıyız.
Evet arkadaslar yazının baslığından da açıkca anlaşılabildigi gibi bugün sizlerle güzel Türkçemizin nasil yavaş yavaş yozlaştığı hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.Aslında bu konu o kadar çok yazıldı ve tartışıldı ki; belki insanlara KAL GELMİŞTİR ne dersiniz.
Günlük hayatımızda farkında olmadan ne kadar cok yabancı kelime kullanıyoruz hiç düşündünüz mü? Farkında olmadan ( bilmiyoruz bilinçli bir sistem de olabilir) bize ait olmayan, sıradan, anlamsız, ama söylenmesi kolay ne kadar çok kelime ya da öbek türetiyoruz. Yanlış anlaşılmasın türetmek aslında diller için gayet olumlu bir eylemdir ancak türetiyoruz diye de sürekli bir şeyler uydurmalımıyız sizce?
Bir önceki paragrafda sorduğum gibi acaba bu konu hakkında düşündünüz mü hiç? Ben birçoğunuzun düşündüğünü düşünmüyorum ancak dildeki bu yozlaşmayı veya yabancılaşmayı farketmek için oturup uzun uzun düşünmenizde gerekmiyor bence. Etrafımıza biraz dikkatli baktığımız zaman olayın hangi boyutlara ulaştığını kolayca anlayabiliriz. Dizilerde, filmlerde, yarışma programlarında, belgesellerde, hatta haber bültenlerimizde dahi dildeki olumsuz değişimleri görmek mümkündür. Göründüğü üzere sadece görsel medyadaki olumsuz değisşimden örnekler verdim ama bunu bilinçli yaptım çünkü bugünkü yazımda konuya sadece bu açıdan bakmak istiyorum .
Görsel medya bugün birçok kişinin hayatında önemli bir yere sahiptir. Bu gerçek kimse tarafından reddedilemez. Bu yüzden görsel medyanın her konuda herkesten daha dikkatli olmasi gereklidir diye düşünüyorum. Fakat görünen o ki dilimizdeki yozlaşmanın temel kaynaklarindan bir tanesi , önemli bir tanesi görsel medyadır. Örnegin oha falan olmak deyimi herkesin bildiği ve çogumuzun izledigi bir tv dizinden türemiştir. Bu noktada şuna değinmek isterim ki bu yargımla o dizinin kotü oldugunu ya da toplum için zararlı oldugunu söylemiyorum . Ancak görsel medyanın toplum üzerindeki etkileri göz onune alındığında öncelikle dil daha sonrada bazı toplumsal konularda yöneticilerin , yapımcıların, yönetmenlerin, emegi geçen herkesin biraz daha dikatli olması gerektiğini ima ediyorum .
Birkaç çarpıcı örnek daha vermek istiyorum . Geçenlerde önemli bir tv kanalımızın ana haber bülteninde yayınlanan bir haber sırasında bir internet adresi verilirken nokta yerine “dot” kullanıldığını farkettim. Bu gerçekten çok üzücü bir durum . Bu tür yozlaşmaların etkilerinin sınırları yoktur bence .
Buna benzer birçok örnek vardır. Şuanda örnekleri sıralamak bize bir şey kazandırmaz. Ancak bu örnekleri , yani bu yozlaşmayı ciddi biçimde tahlil ederek öncelikle yozlaşma sebeplerini daha sonra olası sonuçlarını ögrenebiliriz. Çok geç olmadan gerekli önlemleri alabilriz ki almalıyız bir an önce çünkü birçok toplum dil ve kültür yozlaşması yüzünden tarih sayfalarından silinmiş ve birçoğu da sömürge olmaktan öteye gidememiştir. Ulu Önder Atatürk ‘ün de söylediği gibi : ” Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
